Showing posts with label europe. Show all posts
Showing posts with label europe. Show all posts

Monday, April 21, 2008

VIYANA


Viyana masal alemi gibi bir şehir, hem çok tarihsel ve görkemli, hem sakin, huzurlu, romantik, aynı zamanda da şık bir Avrupa şehri. Kültür kelimesinin ne anlama geldiğini insan Viyana'da daha iyi anlıyor. Muhteşem operası, konserleri, sayısız galerileri, tiyatroları, müzikalleri burayı kültür konusunda eşsiz kılan unsurlar. Sonra birbirinden güzel café'leri, tramvayları, geniş ve ferah Ring-caddesi, trafiğe kapalı alışveriş için ideal Kärntner (Kaerntner) Strasse'si, bence Viyana'yı eşsiz kılan özellikler. Bu şehrin insana huzur ve mutluluk veren bir yanı var kesinlikle.Görkemli ve rafine bir imparatorluk başkentiymiş Viyana. Bu imparatorluktan kalanlar da şehrin ana hatlarını oluşturuyor zaten. II. Dünya Savaşı'ndan çok az zararla sıyrılabildiği için eskiyi önemli ölçüde muhafaza edebilmişler ve tarihi yaşatmaya ve yaşamaya devam ediyorlar. Şehrin tam ortasındaki Hofburg Sarayı'nın büyük kısmı bugün müze olarak kullanılıyor, bir ucunda da Cumhurbaşkanlığı Köşkü yer alıyor. Hofburg Sarayı'nın sol kanadında, Ephesus adı altında, Efes'ten çıkarılmış eserlerin olduğu büyük ve önemli bir koleksiyon var. Öndeki bahçe ve meydanın adı 'Heldenplatz', Kahramanlar Meydanı. Bu meydanda, genelde devletin veya belediyenin organize ettiği büyük konserler ve yabancı düşmanlığının ellerde mumlarla protesto edildiği büyük gösteriler düzenlenir. Hofburg'un ufak avlularından geçip, 'Michaelaplatz'a ulaşarak turumuza devam edelim. Bu minik meydan bana çok romantik gelir. Yaz aylarında, sağdaki heykelli çeşmenin suyuna elimi değdirmeden burdan ayrılmam. Burda, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü ve yenilikçi mimar Adolf Loos'un yaptığı ve zamanında sadeliğiyle olay yaratan Loos-Haus vardır. Altında, Valentino ve Ungaro'nun koleksiyonlarını satan 'Renoir', Viyana'nın en şık butiklerinden biridir.


Michaelaplatz'tan, Viyana'nın metrekare fiyatı en pahalı ve en şık olan fazla da uzun olmayan Kohlmarkt Caddesi'ne geçilir. Artık burada Chopard, Louis Vuitton, Chanel, Gucci vitrinlerine bakmadan edemezsiniz. Eski sarayın pastacısı tarihi Demel Café ve pastanesinde bir kahve molası verin mutlaka. Esterhazy Torte yemeyi de unutmayın. Kohlmarkt'ın sonunda Graben'e ulaşırsınız. Burası da trafiğe kaplıdır. Şık mağaza ve café'ler burada da devam eder ve ara sokaklarda hem lüks, hem de ilginç ürünler satan mağazalara rastlamak mümkündür. 'Stephansplatz'a ve Viyanalıların kısaca Steffl dedikleri, Stephan kilisesine yaklaşırken sağda Augarten porselenlerinin mağazasına uğramadan olmaz. Stephansplatz'da, insan kendini şehrin tam göbeğinde hisseder. Burası yaz-kış kalabalık ve hareketlidir. Kiliseyle karşılıklı yer alan modern camekan bina Haashaus, günümüzün dünyaca ünlü Avusturyalı mimarı Hans Hollein'ın eseridir. Bu ultra modern bina içindeki mağazalar ile en üst katında yer alan ve Atilla Doğudan'ın sahibi olduğu Do&Co restaurant ve bar görülmeye değerdir. Do&Co'da kendinizi Viyana'nın çatısında gibi hissedersiniz. Stephansplatz'tan, Avrupa'nın en meşhur caddelerinden Kärntner-Strasse'ye yönelip, buradaki çeşitli güzel mağazaları ve café'lerin keşfini size bırakıyorum. Buradan Viyana'nın bir diğer önemli köşesine, Opera'ya ulaşırsınız. 'Wiener Staatsoper' dünyanın bir numaralı operasıdır. Burada mutlaka bir temsil izlemenizi tavsiye ederim. Opera'nın tam arka yüzüne bakan Viyana'nın en meşhur oteli Sacher'in, ünlü pastası 'Sachertorte'nin reçetesinin bugün bile çok gizli tutulduğu söylenir. Pastasının satıldığı minik dükkânda, uzun kuyruklar oluşur.


Küçük turumuzu bitirdikten sonra, yine buralara yakın, Prens Eugen Caddesi'ne uzanıp, Prens Eugen'in yaptırdığı, Barok sanatının en güzel örneklerinden Belvedere Sarayı'nın önüne geldiğinizde, Viyana'nın en güzel bahçelerden biri ve onun arkasında da Viyana'nın en panoramik görüntüsüyle karşılaşırsınız. Belvedere Sarayı'nın üst katındaki 'Österreichische Galerie'de, 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başında yaşamış, art-deco'nun en muhteşem örneklerini vermiş dahi ressamlar Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin tabloları yer alır. Bu koleksiyonları her zaman nefesimi tutarak izlerim. Galeride Klimt'in şimdiye kadar açılmış en büyük retrospektif sergisi 'Klimt ve Kadınlar', 7 Ocağa kadar devam edecek. Belvedere Sarayı Müzesi'nin daveti üzerine, Klimt'in eserleriyle paralellik gösteren 26 kıyafetim, üç hafta boyunca manken bebekler üzerinde aynı salonlarda sergilendi. Benim için onur verici bir çalışmaydı.

Aynı gün değil ama başka bir gün için de Schönbrunn Sarayı'nı bir rehber eşliğinde gezin. Çünkü saraya ait neşeli ve ilginç hikâyeleri kaçırmak olmaz. Sarayın dillere destan bahçesinde yürümek ayrı bir keyiftir. Bahçedeki Gloriette anıtına tırmanarak, buradaki şık cafe'de Avusturya'nın ünlü kahvesi 'melange'ı yudumlamayı unutmayın.Akşam yapılacak çok şey vardır Viyana'da. Opera, konserler, tiyatrolar, müzikaller... Ya da Viyana'ya has Heurige'lerde iyi bir yemek yiyip şarabınızı yudumlayabilirsiniz. İyi eğlenceler...

Nerede kalınır

Ambassador: Neuer Markt 5. Tel: +431 51466. Bu beş yıldızlı otelde eski yüzyılların ihtişamını yaşayabilirsiniz. Das Triest: Wiedner Hauptstrasse 12. Tel: 589180. Sir Terence Conran'ın dekore ettiği modern bir otel. Imperial: Kärtner Ring 16. Tel: +431 501100. Viyana'nın en ihtişamlı otellerinden olan Imperial'de devlet başkanlarına rastlayabilirsiniz. Römischer Kaiser Wien: Annagasse 16. Tel: +431 51277510. Burası Viyana'nın minyatür barok saraylarının klasik bir örneğidir. Sacher: Philharmonikerstrasse 4. Tel: +431 41456810. Bu en ünlü otelin odaları son derece gösterişlidir.

Nerede ne yenir

Figlmüller: Wollzeile 5. Tel: 512 26 177. Viyana'nın en büyük Wiener Schnitzel'i burada. Korso Hotel Bristol: Mahlerstrassa 2. Tel: 5151646. Ünlü aşçı Reinhard Gerer işletiyor. Şarap listesi muhteşem. Palais Schwarzenberg: Schwarzenbergplatz 9. Tel: 7984515. Beyaz şarap sosunda ıstakozu deneyin. Weibel's Wirtshaus: Kumpfgasse 2. Tel: 5123986. Viyana mutfağının modern versiyonu ile Avusturya ve İtalyan şarapları bulabilirsiniz. Zum Schwarzen Kameel: Bognergasse 5 Tel: 5338967. Beethoven'ın da müdavimi olduğu bu snack bar.


Ünlü café'ler

Demel: Kohlmarkt 14. Tel: 53517170. Tarihi bir dekorasyonu var ve pastaları muhteşem. Café Landtmann: Dr. Karl-Lueger Ring 4. Tel: 5320621. Sigmund Freud'un en sevdiği kahvehane. 1873'ten beri hizmet veriyor. Diglas: Wollzeiule 10. Şehir merkezinde. Appfelstrudel'ini mutlaka tadın. Sperl: Gumpendorf Strasse 11. Yazarların şairlerin buluştuğu bir cafe.

Heurige'ler (Şarap evleri)

Avusturya'ya özgü bu mekânların en popüler olanları Grinzing'dedir. Heurige'lerde o yılın yerel şarap mahsulleri açık olarak satılır. En ünlüleri: Mayer am Pfarrplatz (Pfarrplatz 2. Tel: 370 12 87), Schreiberhaus (Rathstrasse 54) Werner Welser (Probusgasse 12).'dir.

Nasıl gidilir

Viyana'ya THY'nin her gün saat 09.05, perşembe, cuma ve pazar 14.30'da uçuşlar var. Tel: 0212-663 63 63. Avusturya Havayolları'nın ise her gün 17.15'te uçuşu var. Çarşamba ve pazar günleri dışında da 07.05'te ek seferleri var. Tel: 0212-663 07 07/293 67 95.

Saturday, April 19, 2008

Kevan Hall ‘08 ilkbahar-yaz bayan koleksiyonu

Detroit doğumlu Kevan Hall, küçük yaştan itibaren hayalini kurduğu büyük bir modacı olma yolundaki hedefini, sağlam temeller üzerine inşa ederek başarılı bir isim sahibi olmayı hak ediyor.
Kendi adına kurduğu modaevi ile Avrupa’nın en çok tanınan moda tasarımcıları arasında adını yazdırıyor. Koleksiyonlarını daha çok Afrikan imgeler ve aksesuarlarla süsleyen tasarımcının ‘08 koleksiyonundan seçmeler…






Friday, April 18, 2008

Cihangir.. Entellektüel mahallemiz..

Taksim Meydanı'na çıktığınızda, İstiklal Caddesi'ne girmez de neredeyse sabaha kadar açık olan dönercileri sağınıza alıp Sıraselviler Caddesine devam ederseniz, göreceğiniz manzara son derece zengin ve etkileyicidir. Bu bölgeye, Cihangir Mahallesi denir. "Nerede oturuyorsun," sorusuna, "Cihangir'de" demek de hatırı sayılır bir ayrıcalıktır.


Cihangir lüksü

İstanbul'un böyle bir takım ayrıcalıklı bölgeleri vardır. Söz gelimi Nişantaşı, yer yer apartmanda sürdürülen bir aristokrasiyi çağrıştırırken yer yer de yazılı basında çalışan mensuplarıyla dikkat çeker. Cihangir çok eski bir yerleşim bölgesi değil. Aşağı yukarı geçen yüzyılın başına tarihleniyor. Yani Eyüp, Sultanahmet, Galata gibi yerler düşünüldüğünde, çok da yaşlı sayılmaz. Yukarıdaki malum soruya Cihangir diye cevap vermek, birçok statüyü de beraberinde getiren bir cümle olduğu için yaşın, kökün önemi kalmaz. Cihangir'de yaşamanın bir yönü; edebiyatçı ve gazetecilerin, akademisyenlerin, yerleşik yabancıların, entelektüellerin ve Türkçemize kazandırıldığı biçimiyle, entellerin de yaşadığı yerde olmaktır. Yani burada bir aidiyet sorununuz yoktur. Cihangir'de yaşamak bir mahallede olmak duygusunu da tatmin eder. Halen bakkala sepet sarkıtılır, şık şarküteriler de vardır, kediler de ve üstelik komşu komşuyu bilir.

Buradaki emlak fiyatları çok yüksektir. Bunun bir nedeni, burada yaşayan insanların sosyal statüleridir şüphesiz ama asıl nedeni, manzarasıdır. Çok eskilerden beri söylenen, İstanbul'un en iyi manzarasına sahip yerlerden birinin de Cihangir olduğudur. Bir yandan Sarayburnu ve Adalar'ı görürken diğer yandan Boğaz'ın Karadeniz'e bakan yönüne alabildiğine açık bir manzarası vardır. Gezmiş görmüş kimileri için dünyanın en güzel manzarasıdır bu. Özellikle gün batımında hakikaten şair eder insanı. 'Yedi Tepe' de denilen İstanbul'un en güzel tepelerinden birine kurulmuş olan bu mahalle, kimi zaman dik yokuşlardan kimi zaman bitmeyecekmiş gibi gelen merdivenlerle aşağı doğru inerken bu manzaraya da doyurur insanı. Bundan da anlaşılacağı gibi, Cihangir'de denize hakim bir evde oturmak hakikaten çok büyük keyiftir ve hiç de ucuz değildir. Söz gelimi ünlü yazarımız Orhan Pamuk, tarihi Cihangir Camii'nin tam iki minaresiyle kadrajlanmış bir alandan Boğaz'a bakar ve pek çok dile de çevirilmiş romanlarını burada yazar. Cihangir insanı şair, romancı eder mi bilmiyoruz ama burada çok sayıda şair ve edebiyatçının oturmasının da bir anlamı olmalı!


Cami kahvesi!

Sıraselviler Caddesi'ne girdiğinizde, sağınızda Changa'yı göreceksiniz. Burası, yurtdışında da birçok listeye girmiş son derece özenli ve önemli bir restorandır. Füzyon anlayışıyla kurulmuş mutfağını mutlaka denemek gerek. Restoran, şarapevi ve bar olarak düşünülmüş Andon da yine aynı sıradadır. Bunlar, tarihi binalar restore edilerek oluşturulmuş son derece orijinal yerlerdir. Alman Hastanesi, Taksim İlk Yardım Hastanesi sağlık konusundaki endişeleri gideren yerleri geçtikten sonra, isterseniz sağ koldan Çukurcuma denilen ve birçok antikacının olduğu mahalleye doğru kıvrılabilirsiniz isterseniz Cihangir Mahallesi'nin içlerine doğru. Bu caddeyi biraz daha yürürseniz, Savoy Pastanesi'ni görürsünüz. Burası, aslında son derece kaliteli ve kendine özgü ürünleri olan bir pastanedir. Burayı pastane olmanın ötesine taşıyan şey ise, şüphesiz müşterileri. Önünde sadece birkaç masa vardır ama hep doludur. Hemen yanındaki düğün fotoğrafçısı ise hayatın evreleri konusunda hayli ders vericidir. Biraz ilerlediğinizde, bu kez Firuzağa Camii'ni görürsünüz. Çok değil ama eskice bir camidir, yani birkaç sene öncesine kadar öyleydi. Caminin hemen altında birkaç mahalle kahvesi vardır ve çayı da iyidir. İnsanlar gelir burada oturur, hoş beş ederdi. Hatta bir evsiz, kış gününde içini biraz ısıtacak çayı ve simidi de orada bulurdu. Şimdi, etrafta oturan ne kadar insan varsa, caminin altındaki kahveyi 'cafe'si bellemiş durumda. Orada buluşuluyor, kitaplar, projeler orada tartışılıyor, kısacası orada bulunuluyor. Bir 'enteresan' entelektüellik hali anlayacağınız!

Komşu travestiler

Cihangir 1930, 1940 ve 1950'li yıllarda hem Beyoğlu'ndaki eğlence yerlerinde çalışanların oturduğu, randevu evlerinin bulunduğu hem de lüks apartman dairelerinin yer aldığı, varlıklı bir kesimin yaşadığı, kentin tanınmış pek çok doktor ve diş hekimi muayenehanelerinin olduğu bir semtmiş. Mahallenin bulunduğu tepenin Kazancı yokuşu'na giden kısmı ise, Pürtelaş Mahallesi. Adını, Pürtelaş Hasan Efendi'den almış. Bu iki mahalle doğal olarak birbirinden pek ayrılmaz. Daha birkaç sene önce, özellikle mahallenin adını taşıyan sokakta oturan travesti nüfus yoğunluğu nedeniyle, medya sektörünün de katkısıyla ciddi sosyal vakalar yaşanmış bir mahalle.

Cihangir'in bir yanı da tıpkı geçmişteki işlevi gibi bambaşka bir yaşantıya açılır. İstiklal Caddesi'nin arka tarafı da diyebileceğimiz bu bölge bakımsız binaların olduğu, gece çalışan insanların bütün zorluğunu ve problemlerini yansıtan, belli bir saatten sonra pek dolaşılmaması gereken bir yerdir. Aslında Cihangir'in hemen dışında kalan bölge tam da burasıdır.

Cihangir Camii 1889 yılında, dönemin en çok iş yapmış ailelerinden biri olan Balyan ailesi tarafından yapılmış. Ancak ilk yapım tarihi olarak 1559 yılı veriliyor. Üzerinden yaklaşık beş yangın geçmiş. Bugün tüm güzelliğiyle ayakta.

Nazlı ile Arap'ın aşkı

Mahallenin birkaç özel sakini daha vardır; evsizler. Aslında evsizlerin çoğu, İstiklal Caddesi'ne doğru olan sınırın olduğu yerlerde, ara sokaklarda yaşar. Oysa Cihangir sokaklarını evi bellemiş bir iki kişi buralardan vazgeçmez. Bunlardan biri, adını öğrenme ihitimali dahi olmayan, sosyal olarak iletişim kurulamayacak durumda olan bir kadın. Diğeri de bir kadın. Bu iki kadın, ne kadar evsiz de olsalar bir mahalle, bir mekan duygusunu korumuşlar belli ki. Nazlı, semtin en bilinen simalarından biri. Kendi ifadesiyle, çok nazlı olduğu için annesi böyle bir isim vermiş. Ateşten korkar, söylediğine göre evi yanmış bir gün ve sonra hep sokaklarda kalmış. Mutlaka sigara ister sizden ama sizin yakmanız koşuluyla. Sokaklarda, bir nazlı olarak isteyebileceği tek incelik bu belli ki. Bazen mahalle halkı çorba da ısmarlar. Kışın malum, yeni park etmiş arabaların kaportalarında ısınmaya çalışır bazen de Taksim Meydanı turuna çıkar. Arap adlı birisiyle ilişkisi vardır. Arap, adı gibi ve sokaklardan çöp toplayarak geçimini sağlıyor. Belli ki Nazlı'ya sahip çıkıyor çünkü Nazlı sorulara cevap vermek için Arap'ı bekliyor. Arap gelince, bize Türkiye'nin tüm gerçeklerini anlatacak. Sahiden söylediği gibi, Arap bu konuda hiç de çekingen davranmıyor ve bize her hafta, Türkiye'nin sorunları hakkında ayrıntılı dosyalar vermeyi teklif ediyor. Sorunlara kısa bir giriş yapmayı da ihmal etmiyor. Bu, geçen sene böyleydi. Bu sene henüz rastlayamadık Nazlı'ya.


Cihangir mahallesi; çevre mahalleleri, doğası, renkli sakinleriyle kendine özgü bir yaşam tarzı olan ve İstanbul'un bambaşka bir çeşitlilik tablosunu gösteren yerlerden biri. Cihangir'de belli bir süre oturan, başka bir yere gitmek istemez.

Wednesday, April 16, 2008

FRANSIZ SOKAGI


Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nin arka tarafında metruk halde bulunan sokaklardan birisiydi Cezayir Sokağı. Afitaş Yapım Şirketi ile Kültür Üniversitesinin ortaklaşa geliştirdiği "Fransız Sokağı" projesiyle kentsel dönüşümü sağlandı. Projeyle 1800'lerin sonu, 1900'lerin başı itibariyle yüzyılın değişimine tanıklık etmiş, farklı hayatların yaşandığı birkaç nesille birlikte gözden düşmüş binalar restore edildi, pembe ve sarı renklere boyahdı, tentelerle donatıldı. Kaldırım taşları yenilendi, bölgenin tamamı için özel bir müzik sistemi kuruldu. 4 gün 4 gece sürer açılışın ardından da İstanbul'un kültür, sanat ve eğlence yaşamındaki yerini aldı. Fransız Sokağı'nı süsleyen havagazıyla çalışan 100 yıllık sokak lambalarını Paris Belediyesi gönderdi. Yer taşları Paris'ten gelen mimarlarla çalışılarak düzenlendi. Sokağa adını veren Fransızlar, Beyoğlu'nda çok önemli izlere sahip. Zira Beyoğlu'ndaki ilk kahvehaneler, ilk oteller, ilk sinema ve tiyatrolar, 19. yüzyılda Fransızlar tarafından kurulmuş. Sokağın sol tarafındaki binaların tümü 1890-1910 yılları arasında İstanbul'da yaşamış Karaköy ve Eminönü rıhtımlarını inşa eden Fransız müteahhit mühendis Marius Michel'in imzasını taşıyor. Ayrıca ünlü Fransız ressam Al-bert Mille de 1950'li yıllarda bu bölgede yaşamış. Fransız kültürünü yansıtmayı hedefleyen sokakta, değişik tatlar sunan cafeler, restoranlar ve sanat merkezleri bulunuyor.


BRASSERİE LEVANTİNE Kafe, lokanta ve galeri. Pera kültürünü oluşturan Osmanlı levantenlerinin mutfak kültürünü yansıtan bir mönüsü var. Birinci katındaki galeride tablolar ve Türk modacıların kıyafet tasarımları sergilenecek.
CAFE DES ARİSTES (Sanatçılar Kahvesi) Avrupa'ya özgü çok özel tatlar sunuluyor. Bahçesi 20, iç mekan 60 kişilik.

CAFE MİRO Kafe, lokanta. Ünlü ressam Miro'nun (1893-1983) çalışmalarının kopyalanyla süslü bir ortam. Mönü Fransız mutfağı ağırlıklı. Croissant, krep, salata çeşitleri ve Fransız şarapları sunuyor. İçerisi 100, dışarısı 8 kişilik.

CENTRE DE DOCUMENTATION DE BEYOGLU (BEYOĞLU BELGE-BİLGİ MERKEZİ) Beyoğlu Gazetesi ve Fransız Sokağı işbirliğiyle açılmış. Bu merkezde tarihi ve güncel her türlü bilgi, belge ve yayın toplanacak. Konuyla ilgili herkese açık. Burası aynı zamanda turizm bürosu.

CHEZ LES DAMES (HANIMEFENDİLERİN YERİ) Kafe, restoran. Dekorasyon da yemekler de tipik Fransız. Chez Les Dames'ın duvarında ünlü modacı Zuhal Yorgancıoğlu'nun hediye ettiği kocaman bir Coco Chanel afişi duruyor. Üzerinde de şu yazı var; Bir Fransız sokağı ancak Chanel ile efsaneleşir! "
DESİR (ARZU) Mönüde şarap ve peynir çeşitleri yer alıyor. İsterseniz beğendiğiniz peynir, şarap veya salamı şarküteri bölümünden alabilirsiniz.


GALERİE D'ART (SANAT GALERİSİ) Yerli ve yabancı sanatçıların eserlerinin sergileneceği çok amaçlı bir salon. Aynı zamanda sanat üzerine konferanslar, seminerler, müzayedeler ve sempozyumlar düzenlenecek.

LA VİE (HAYAT) Restoran, kafe, bar. Girişte yer alan tek salon lobi olarak kullanılmış. Üst katta piyano bar. Yanında gizli bahçe, en üstteki üç bölümlü alan ise Fransız restoranı.

LE CHEVALİER (ATLI) Şarapevi, restoran. Türk ve Fransız şaraplarının sunulduğu ortaçağ görüntüsünde bir şarapevi. Fransız müziğinden örnekler sunuluyor. Aynı zamanda resim sergileri de açılıyor.

LA TERASSE (TERAS) Pastane, kafe, Soft müzik eşliğinde Fransızlar'a özel ekmekler, çörekler sunuluyor. Alkolü kaçıranlar için çorba, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kahvaltı, diyet yapanlar için kalorisi düşük pasta, ekmek çeşitleri mevcut.

LES ZAZOUES Restoran, bar. Mönü ağırlık et ve balık üzerine. 4 katlı restoran barın her katında farklı bir işletme var. En altta Perspective, hemen onun üstünde Cemil Ipekçi'nin Gitane'ı üst katta ise Fransız Sokağı Projesi'nin sahibi Mehmet Tasdiken ve Poyraz Topal'ın işlettiği 'Antique Pomme' yer alıyor.


RESİDENCE (KONUT) Sokağa gelen misafir ve sanatçıların konaklayabileceği bir otel 2 oda, mutfak, banyo ve terastan oluşuyor.
ARKEO Kitap ve hediyelik dükkanı. Türkiye, özellikle de İstanbul ve Beyoğlu ha kkında yazılmış eserler, haritalar satılıyor. Hediyelik eşya, halı, gerçek ve sahte mücevher de bulunuyor.


BELLE DU JOUR (GÜNDÜZ GÜZELİ) Kafe, restoran, bar. Mönü Akdeniz mutfağı ağırlıklı. Fransız caz müziği çalınıyor. Sabah kahvaltı ile gün başlıyor. Öğle ve akşam yemeğiyle devam ediliyor. Terastaki şampanya barda ise ünlü Fransız şampanyalarını bulabilirsiniz. Yemeklerde sızma zeytinyağı kullanılıyor. Deniz mahsûlleri Marsilya usulü hazırlanıp sunuluyor.


CAFE 8 İki katlı. gün kahvaltı servisiyle başlıyor. Öğle ve akşam üstü çay servisiyle devam ediyor. Akşam yemeğinde ağırlık Fransız mutfağında. Resim ve takı sergileri de açılıyor. 80 kişi kapasitesi var.




CAFE DE LA PLACE Paris'te çok sık rastlanan tipik bir sanatçı kafesi. Dekorda eskitilmiş ahşap ağırlıkta. Canlı müzikle birlikte sergiler ve ayrıca muhtelif konularda konferanslar olacak..


CAFE A. MILLE Kafe, restoran, bar. Kafe adını bu binada yaşamış istanbul doğumlu, Fransız asıllı ünlü portre ressamı ve süsleme sanatçısı Albert Mille'den almış. Mönüde Fransız tarzı çorbalar, salatalar, krep ve makarna ağırlıkta.


CHEZ SAKMAN Stüdyo, kafe, bar, restoran. Ünlü müzik adamı Vedat Sakman'ın işlettiği Chez Sakman'ın mönüsü Akdeniz mutfağından. İşletmenin ana konsepti canlı müzik üzerine kurulu.

Monday, March 24, 2008

THE CIRAGAN PALACE


The best sites along the Bosphorus and the Golden Horn had been reserved for the palaces and mansions of the sultans or important personalities. Most of these, however, have disappeared in time. One of these, the large Crragan Palace, burned down in 1910.


The palace, replacing an earlier wooden palace, had been built in 1871 for Sultan Abdula'ziz by court architect Serkis Balyan. The construction took four years and cost four million gold pieces.


The ceilings and the interior partitions were made of wood, the walls were covered by marble. The columns were superior examples of stonemasonry. The palace was lavishly decorated with rare carpets, gilded pieces and furniture inlaid with mother-of-pearl.


Like other palaces on the shores of the Bosphorus, the Ciragan had been the venue of various important meetings. Its facades were decorated with colored marbles, it had monumental gates, and it was connected to the Yildiz Palace on the slopes behind it with a bridge.



On the landside it was surrounded by high walls. After remaining in ruins for many years, the palace has been renovated and turned into a 5-star seashore hotel with several new additions.

Tuesday, March 18, 2008

Chasing the wind at Dubrovnik Riviera


Home to 1200 islands, the Dalmatian Coast is a sailor's paradise. In August, we set sail from Marmaris to the Adriatic Sea.

Mali Ston, wine and cheese
Our first stop in Croatia was Mali Ston, about 60km from Dubrovnik. The waters of Mali Ston are very clean and ideal for oyster farming. The next day, we set sail for Cavtat. After the Great Wall of China, Cavtat has the world's second longest defensive walls. The region is famous for its sea salt and cottage wine industry. Our first stop on the Adriatic was the ACI Marina in Dubrovnik. Here, we stocked up on supplies for our journey. By a strange coincidence, we ran into an old friend of one of our shipmates. Based on his knowledge of the area, we decided to change our Adriatic course.

Maria's island

In the morning, we set sail at full speed. At about 15.00, we caught sight of the small island of Lopud. Back when Dubrovnik was an independent city-state, the aristocrats had their summer homes on Lopud. Lopud is one of the few islands to have a beach and is covered in trees. No motor vehicles are allowed on the island. We stopped here for a meal and were served by a cheerful waitress named Maria. For the rest of the trip, we renamed Lopud "Maria's Island" in her honour. We spent that and every subsequent evening sipping Lopud wine on deck. The next morning, we woke to discover that we had the bay to ourselves. We set sail for our next stop, Mljet. Two boisterous dolphins joined us for a part of the journey.

Turkish folk songs

The island of Mljet is a protected national park that has two saltwater lakes but no fresh water. The next day, we enjoyed a day of sailing before anchoring in Vera Luka Bay on the island of Korcula. Korcula boasts the cleanest waters of the coast. We all fell in love with the nearby island of Sipan. After two whole days on deck, we headed to the shore for dinner. The restaurants on both islands proved to be full, but we luckily discovered a tiny bakery that sold a local version of borek. It was run by an Albanian man in his seventies. Hearing us speak Turkish, he started to sing a half-remembered Turkish folk song. The next morning, we woke at dawn and went for a walk. The road was lined with fruit trees and we helped ourselves to grapes, peaches, apricots and figs on our way. The figs were particularly delicious. In the afternoon, we went for a swim to escape the baking heat. Sadly, the seabed was littered with old car tyres and empty bottles. Nevertheless, we were loath to leave Korcula. However, the time had come to return to Dubrovnik. Once there, we spent out last night on the ship and drank a toast to the beauties of the Dalmatian Coast.

Dubrovnik Riviera Guide

DUBROVNIK

Although it saw a lot of damage during the war, Dubrovnik is still an enchanting town surrounded by mountains, forests and the sea. There are four districts: Gruz, Babin Kuk, Lapad and the Old Town. The shores of Babin Kuk, Lapad, Boninovo, Pile and Ploce are lined with luxury hotels. Watch the sunset from the old fortress, go shopping in Placa-Stradun and wander through the torch-lit streets by night. The hotels fill up during the Summer Festival (July 10-August 25). Ferries to all islands leave from the Dubrovnik Gruz pier at least 3 times a day. Hotel Gruz: Gruz, Tel: +385 20 418-977. Hotel Grand Villa Argentina: Ploce, Tel: +385 20 440-555. www.hoteli-argentina.hr Hotel Excelsior: Ploce, Tel: +385 20 414-222, +385 20 353-353 www.hotel-excelsior.hr Dubrovnik President: Babin Kuk, Tel: +385 20 441-100. www.babinkuk.com Hotel Kompas: Babin Kuk,Tel: +385 20 352-000. www.hotel-kompas.hr. Orhan: Old Town, Od Tabakarije 1. Tel: +385 20 414- 183. Most restaurants serve Mediterranean fare. Try the "Black Risotto", "Lobster Salad", and "Dubrovnik Rozata" (crème caramel) and "Cevap Cici", a kind of meatball. Restaurant Konavoka: Vl. Stijepo-Miso Zvrko, Setaliste Kralja Zvonimira 38, Lapad. Tel: 20 435 105. Restaurant Wanda: Prijeko Street 8, 20 000, Old Town. Tel: 20 321 010. Restaurant Arka: Gunduliãeva poljana, Old Town. Restaurant/Cafe Levanat: Nika i Meda Pucica 15, Lapad, Dubrovnik.

ACI MARINA

42º 40,3´N / 018º 07,6´E. 5km from Dubrovnik city centre, at the mouth of the Ombla (Arion) river, spanned by a beautiful bridge. Tel.:+385 20 455-020. VHF Kanal 17. http://www.aci-club.hr/

MALI STON

An old fishing town north of Dubrovnik. Lots of oyster farms. Hotel Ostrea: A luxury boutique hotel run by the illustrious Kralj family. Excellent breakfast-particularly the cold cuts and breads. Mali Ston, 20230, Ston Tel:+385 20 754-555. www.ostrea.hr Kapetanova Kuca: Also owned by the Kralj family. The "Captain's House" next door is said to be the best seafood restaurant on the Adriatic. Everything is fresh and the oysters and delicious. Reservations are essential. The local Peljesac, Plavac and Dingac red wines are very good. Local Pag Island goat's cheese is sold at ACI Marina or at the shopping centre. A wheel costs around 480 Kuna.

LOKRUM ISLAND

A small island and national park surrounded by high cliffs and covered in forests. There are day trips from Dubrovnik. Great swimming. There are plenty of piers and showers. The island has two small lagoons and a restaurant. Smoking is forbidden. One nudist beach. You are not allowed to stay overnight.

ELAFITI ISLAND CHAIN

Sipan: There are enchanting bays around Sipanski Luka. The Albanian bakery is to the left of the pier. Make sure to try the tripe and potatoes at the restaurant-bar behind the ice cream stand to its left. Hotel Sipan: 20223 Sipanjiska Luka. Tel: +385 20 758-000. www.sipanhotel.com Lopud: This gorgeous island is the smallest island between Sipan and Kolocep. Maria's restaurant is on the corner before the Lafodia Hotel. Try the fried fish and sautéed mussels. The Sunj monastery lies at the end of the 1km long Sunj shore. Have breakfast at a cafe on the shore. Grand Hotel: +385 20 87 014. Hotel Lafodia: +385 20 759 012 Kolocep: There are two settlements on the island: Gornje Celo and Donje Celo. Famous for its 15th century summer palaces. Its rocky shores are covered in coral reefs. Its waters reflect every possible shade of blue. The shore is lined with hotels and restaurants, some large, some small. Excellent pomegranates and figs. The restaurants serve homemade lemonade. Boasting a pool and a great view, the Hotel Villas Kolocep is the best in town. A 500m long nudist FKK Beach is located beyond the Ruza restaurant in the marina. Hotel Villas Kolocep: Tel: + 385 20 757 025. Hotel Kolocep: Tel: +385 20 757 025/ 757 027



MLJET ISLAND
Enjoy a game of billiards and a cup of coffee at the Hotel Odisej in the centre of Pomena. The hotel's beach is a great place to swim, especially at sunset. The restaurants at the far left end of the marina serve excellent fish. At ticket to enter the Malo Jezerro (lagoon) and Veliko Jezerro National Park will only set you back about 40 Kuna. Make sure to take a canoe or motorboat to the small island in the middle of the lagoons to visit the Church of Santa Maria. This beautiful island also has a restaurant and a cafe. Smoking is forbidden in the national park. If you decide to go swimming in the lagoons, beware that the fish have a tendency to bite! There is a FKK nudist beach on the Malo Jezerro lagoon. Hotel Odisej: 20226 Pomena, Otok Mljet. Tel: + 385 20 744 022. Fax: + 385 20 744 042.

Sunday, March 16, 2008

The secret facade of France : Chateaus


There are so many splendid Renaissance chateaus in the Loire region of France that it's impossible to give an exact count. The various well-preserved artwork, furniture, and other items used in daily life inside these chateaus provide important historical clues regarding the French aristocracy between the 16th-19th centuries.


Our journey to the chateaus

Driving away from Paris, we first head southwest along the motorway, where we spend our first night in Tours, an interesting residential town going back to the time of the Gauls. It was an important center from the 4th to the 17th centuries, when the French Kingdom moved to Versailles. It also witnessed a plethora of battles and wars. We start out in the morning with Château Azar-le-Rideau, 25 km. outside Tours. It was erected between 1518-29 and was first used as a residence for the Imperial Treasurer. With its furniture and other items, this magnificent abode has the look of a Rennaissance museum. Our second visit is to Château Chenonceau, which was constructed like a bridge over the River Cher. Built between 1515-22, it has elements of both Gothic and Renaissance architecture. The tower separating the bridge from the main building dates prior to the 15th century.



Incredible gardens

Finally, we pass on over to Château Villandry, which posseses the nicest gardens in France. One can view all the magnificence of both the Normandy and Brittany shores from Mont St. Michel, considered to be the 8th Wonder of the World. Along with a 14th century tower, this chateau was constructed in 1532 and has since undergone several restorations. Comprised of 80,000 varieties of plants, the first of three gardens is situated closest to the chateau is known as the 'Kitchen Garden' The one just beyond the this garden is known as the "Ornamented Garden" and is divided into three sections. There's the "Love Garden," where flowers are clustered into heart shapes; the "Music Garden," and finally the "Spice Garden." Maybe they were trying to tell us that "Love is like good music but spicy." We spend the night in Angers where the hotel we stayed in was well-maintained, but the rates were rather high.

Mont St. Michel, the world's 8th wonder

Driving northeast to Mont St. Michel, we pass through some Normandy coast towns and cities to finally reach this mysterious monastery perched off-shore on a rocky point. The history of Mont St. Michel goes back to In the year 708, Christians declared the rocks sacred; construction began in the 10th century and continued for 600 years. Used as a prison during the French Revolution, it was later declared a national monument by the French Government. A narrow road connects it to the shore. From the terrace, it is possible to get a panoramic view of the Normandy and Brittany shorelines. As we head back to the shore, we decide that it's a nice spot to conclude our Tour de France.

Tuesday, June 19, 2007

Hyde Park (London)


Hyde Park is the largest park in central London covering 350 acres. The park is the sometime venue of summer concerts and contains a number of attractions within and along its borders. Along the southern edge of the park is the Albert Memorial, a tribute from Queen Victoria to her late husband Prince Albert. Opposite the memorial is the Royal Albert Hall, a venue for mainly classical music concerts including the summer prom series. To the west of the park is located Kensington palace, the residence of Princess Diana following her divorce from Prince Charles. The Diana memorial fountain is located nearby. To the north east of the park at the Marble Arch entrance is Marble Arch and Speakers Corner. Marble Arch was originally designed as a grand gateway to Buckingham palace but was subsequently moved to the current location. Speakers Corner is a venue for free speech and open debate. To the south east of the park, at the Hyde Park Corner entrance, is Wellington Arch which contains an small exhibition space with access to the roof top viewing terrace.




Hyde Park 350 dönümlük alana kurulu Londra'nın merkezindeki en büyük parktır. Park da yaz konserlerine ve çeşitli etkinliklere içinde ve çevresinde yer verilmektedir. Parkın güney tarafında Kraliçe Victoria'nın ölmüş kocası Prens Albert'e yaptırdığı anıt bulunmaktadır. Anıtın karşı tarafında, çoğunlukla yazın klasik müzik konserleri için bir buluşma yeri olan Royal Albert Hall bulunmaktadır. Parkın batısında, Prenses Diana'nın Prens Charles'tan boşandıktan sonra yaşadığı Kensington Sarayı bulunmaktadır. Diana'nın anısına yapılmış şelalede burada bulunmaktadır. Parkın kuzey doğusunda Marble Arch girişinde Marble Arch ve Speakers Corner bulunmaktadır. Marble Arch başlangıçta Buckingham Sarayına görkemli bir kapı olarak yapılmıştır ama daha sonra şimdi bulunduğu yere taşınmıştır. Speakers köşesi düşünce özgürlüğü ve açık tartışma için bir buluşma yeridir. Parkın güney doğusunda Hyde Park girişinde, çatıda manzara seyretme yerine açılan küçük bir sergi yerinin bulunduğu Wellington Arch bulunmaktadır.

The park is open from 5:00am until midnight daily. Admission is free. The nearest tube stations are Hyde Park Corner, Knightsbridge, Lancaster Gate & Marble Arch.

Park hergün sabah 05:00 den gece yarısına kadar açıktır. Giriş ücretsizdir. En yakın istasyonlar Hyde Park Corner, Knightsbridge, Lancaster Gate ve Marble Arch'dir.


For further information visit the Hyde Park pages of the Royal Parks website.

Victoria and Albert Museum (London)


The Victoria and Albert Museum, or simply the V&A, is located on Cromwell Road adjacent to the Natural History Museum. The V&A is claimed to be the world's greatest museum of art and design and contains an outstanding collection of ceramics, furniture, fashion, glass, jewellery, metalwork, photography, sculpture, textiles and paintings from around the world and spanning 3000 years worth of history.

Victoria and Albert Müzesi , ya da basitçe V&A, Natural History Müzesi'nin hemen yanında Cromwell Road'dadır. V&A, görülmeye değer seramik, mobilya, moda, tekstil, cam eşya, mücevher, metalisler , fotoğrafçılık, heykeltıraşlık, ve resimlerden oluşan 3000 yıl geçmişe uzanan dünyanın her yerinden kolleksiyonlarıyla dünyanın sanat ve dizayn alanındaki en ünlü müzelerinden birisidir.


The museum is open from 10:00am until 5:45pm daily, closing at 8:00pm on Wednesdays and the last Friday of the month. Admission is free. The nearest tube station is South Kensington.

Müze, haftanın hergünü saat 10:00 ile 17:45 arasında açıktır, her Çarşamba ve ayın son Cuma günü saat 20:00 de kapanmaktadır. Giriç ücretsizdir ve en yakın metro istasyonu ise South Kensington'dur.


For further information visit the Victoria & Albert Museum website.



Natural History Museum (London)


The Natural History Museum, located on Cromwell Road, contains an outstanding collection of objects relating to the natural world, with galleries covering the earth, ecology, mammals and insects amongst others. Highlights include the extensive collection of reconstructed dinosaur skeletons.

Natural History Müzesi Cromwell Road'da bulunmaktadır. Doğal dünyayla ilgili seçkin parçalardan oluşan kolleksiyonları ve dünya, çevre bilim, memeliler ve böceklerle ilgili galerileri olan bir müzedir. Önemli kısmı yeniden inşa edilmiş dinazor iskeletlerinden oluşan kolleksiyonu kapsar.


The museum is open from 10:00am until 5:30pm Monday through Saturday, opening an hour later on Sunday. Admission is free. The nearest tube station is South Kensington.

Müze hafta içi hergün ve Cumartesi günleri saat 10:00 ile 17:30 arasında açıktır ve Pazar günü ise bir saat daha geç açılmaktadır. Müzeye giriş parasız olup, en yakın metro istasyonu ise South Kensington'dur.


For further information visit the Natural History Museum website.



Sunday, May 27, 2007

Lisbon: City of fearless sailors

As a child, I was fascinated by the tales of Portuguese explorers braving the seas to discover new lands. From my very first trip to Lisbon, I was entranced by the beauty of the city. Since then, little has changed.


City of many hills

Like Istanbul, Lisbon is built on seven hills. Still, it is an easy city to negotiate on foot. One of the most pleasant areas is Alfama, the old Moorish quarter. Wander through its narrow streets and take in its patios, washing lines heavy with multicoloured laundry and small restaurants redolent with garlic and wine. Alfama is also home to the 12th century Se Cathedral. From here, head past the houses covered in azulejos tiles to the Castelo de Sao Jorge. As night falls, you can hear strains of plaintive strains of fado music.

A frothy cup of bica

With its restored buildings, small cafes, restaurants, art galleries and bookstores, the Bairro Alto is one of Lisbon's most elegant neighbourhoods. The Chiado district below is more upmarket. Enjoy a frothy cup of bica coffee at Lisbon's most famous café, Brasileira' the finest example of Art Nouveau architecture in Lisbon. A sculpture of the famous Portuguese writer Fernando Pessoa stands outside.Downhill from Chiado, Baixa is the oldest neighbourhood in Lisbon. Its upper and lower reaches are connected by the Santa Justa elevator. Head down the pedestrian Rua Augusta to the Praça do Comercio, Lisbon's most magnificent square. Look across the river to the massive statue of Cristo Rei.

Lizbon son derece keyifli gezilen bir şehir. O da tıpkı İstanbul gibi, 7 tepe üzerine kurulmuş. Yokuşları bol olmasına rağmen insanı yürümeye davet ediyor. Alfama' nın labirentlerine akşamın hüznü çöktüğünde ise, aralık kapılardan 'denizin ve hasret'in şarkısı Fado sızar dışarılara.

Anlamı 'Yukarı Mahalle' demek olan Bairro Alto, yenilenen tarihi binaları, küçük café'leri, lokantaları, sanat galerileri ve kitapçılarıyla, şehrin en sık uğrayacağınız semtlerinden biridir. Dünle bugünün karıştığı, dünyaca tanınan markaların, Lizbon'un eski zanaatkârlarıyla bir arada yaşadıkları bu bölge, aynı zamanda şehrin en iyi alışveriş semtlerinden biri olarak kabul ediliyor.



The museum district of Belem

The Jeronimos Monastery in the museum district of Belem dates back at the early 16th century when it served as a chapel for Henry the Navigator's seamen. The main building was commissioned by king Manuel I to symbolise Portugal's naval prowess. It is the first example of the Manueline architectural style that incorporates European and Asian elements. The stunning Belem Tower is located at the point where the river spills into the river. No trip to Belem is complete without a stop at the pastry chop, Pasteis de Belem.

Lizbon'un en güzel köşelerinden olan Belem, yemyeşil parkların ve görkemli anıtların bulunduğu, bir müze-semttir. Belem'in en anıtsal yapısı olan Jeronimos Manastırı'nın yapımına 16. yüzyılın başında, 'Denizci Kral' olarak bilinen Afonso Dom Henrique tarafından Santa Maria Kilisesi'nin inşası ile başlanmış.


Lisbon, a feast of flavours

Lisbon is a delight for the gastronome. Countless "Tasca" restaurants serve delicious fare like Bacalhau (Atlantic cod) and stuffed calamari. The best shellfish is found in restaurants called Mariqueiras. Try the ameijoas (mussels) cooked in olive oil, garlic and fresh coriander. Carnivores will find plenty to chose from at the Churrasqueiras.The better you get to know Lisbon, the more you are guaranteed to like it. With its stunning architecture and museums, friendly people and temperate climate, Lisbon will leave you coming back for more.

Lizbon'da yemek yemek gerçek bir şölendir. Deniz ürünlerine düşkünseniz, iyi şarap sizin için vazgeçilmezse, "Balık ya da et fark etmez, yeter ki lezzetli olsun" diyenlerdenseniz, Lizbon sizi düş kırıklığına uğratmayacaktır. İsimsiz birçok geleneksel Tasca'da, kağıt serilmiş masalarda, muhtemelen yerin sahibinin karısı veya kız kardeşi tarafından pişirilen Bacalhau'yu (morina) ya da kalamar dolmalarını, gerçekten çok uygun fiyatlara yemeniz mümkündür.


Lisbon Guide

How to get there:There are no direct flights from Turkey to Lisbon. Air France flies via Paris, Lufthansa via Frankfurt and Alitalia via Milan. Or, fly THY to Paris and then with TAP Air Portugal to Lisbon. (See City Guide for phone numbers).

Telephone code: Portugal: 351, Lisbon: 21.

Visas: Turkish citizens need a visa. Honorary Consulate in Istanbul: Tel: 0212-251 91 28. Ankara Embassy: 0312-448 01 19.

Lisbon Hotel

The best place to stay is on the vibrant Avenida da Repubblica, the Marques de Pombal Square or near the Eduardo VII park. Tivoli Hotel *****: On the Av. da Repubblica. A luxurious and comfortable hotel. Walking distance to almost everywhere. Av. da Liberdade, 185. Tel: +351 213 198 900 www.tivoli.pt Dom Pedro Hotel *****: Near the city's modern shopping and business districts. A new and luxurious hotel. Av. Eng. Duarte Pacheco, 24. Tel: +351 213 896 600.www.dompedro.com Fenix Hotel ****: On the Marques de Pombal square, a few steps from the metro. Comfortable rooms. Pr. Marques de Pombal, 8. Tel: +351 213 862 21. www.maisturismo.pt/hfenix.html Confort Hotel Embaixador ***: Near the Marques de Pombal square. Av. Duque de Loule, 73. Tel. +351 214 128 982. www.maisturismo.pt/hembaixa.html.



Where to eat

For a tasty and inexpensive lunch, head to a small Tasca down Lisbon's many side streets. You can also pick up fresh vegetable pastries, fish croquettes and Cerveja beer on the way. The Docas district is famous for its lively nightlife. Doca Peixe Rest: Considered one of the finest restaurants in Lisbon. We recommend that you start your meal with oysters and then try the "Bifinhas com molho de madeira" (steak with Madeira wine sauce). Docas Santo Amaro, 14. Ramiro: One of the most authentic "Marisqueiras" in town. You almost always have to wait in line to get in. It is famous for its garlic shrimp. The neighbourhood may be a little rough around the edges, but it is worth it. Av. Almirante Reis, 1. Cervejaria de Trinidade: The oldest and most famous Cervejaria in Lisbon. It is particularly famous for its 19th-century Azulejos. Great meat and seafood dishes.. Rua Nova de Trinidade, 20. Xurrascao: Elegant Brazilian restaurant serving 14 varieties of meat on huge skewers. Live music. Av. da Cintura do Porto. Cais de Santos.

ATATÜRK'ÜN RİCASI

Ey milletim, Ben Mustafa Kemal'im... Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim, Hala en hakiki mürşit, değilse ilim, Kurusun damağım dili...