Wednesday, July 5, 2017
YENİDEN MERHABA....
Neredeyse on koca yıl ve ne çok şey yaşandı... Ne çok şey öğrendim ve hala da öğreniyorum.. Hayat öğretisi bitmiyor, öğrendikçe olgunlaşıyor, büyüyor, bazen aksine küçülüp çocuklaşıyor ve hatta şımarıyoruz..
Yeniden devam etme isteğindeyim.. Yine karman çorman paylaşımlar olacak ve bu defa kendimden de bir şeyler paylaşmak, duygularımı ifade etmek istiyorum..
Ve yeniden merhaba DİLEK KUTUSU :))
Tuesday, April 22, 2008
Herry ‘08 ilkbahar-yaz
İlkbahar ’ın serin esintileriyle yumuşacık dokunuşlu trikoların dansı görülmeye değer..
2008 İlkbaharında’da her ortama şıklığı ile uyum sağlayan bayanların tercihi yine trikolar.
Trikolarda bu yıl trend; puanlı, dökümlü, ajurlu, çizgili, kurdelalı modeller hem sezonun ayrıntılına değinirken, dekolte modellerde ise şıklığı tamamlayan detaylar göz alıyor.
Çok sevilen Herry Soft markalı trikolar yumuşak, şık, elegant duruşları ve bir çok renk seçeneği ile mağazalarında alıcılarını sabırsızlıkla bekliyor...





Wednesday, April 16, 2008
FRANSIZ SOKAGI

CAFE MİRO Kafe, lokanta. Ünlü ressam Miro'nun (1893-1983) çalışmalarının kopyalanyla süslü bir ortam. Mönü Fransız mutfağı ağırlıklı. Croissant, krep, salata çeşitleri ve Fransız şarapları sunuyor. İçerisi 100, dışarısı 8 kişilik.
CENTRE DE DOCUMENTATION DE BEYOGLU (BEYOĞLU BELGE-BİLGİ MERKEZİ) Beyoğlu Gazetesi ve Fransız Sokağı işbirliğiyle açılmış. Bu merkezde tarihi ve güncel her türlü bilgi, belge ve yayın toplanacak. Konuyla ilgili herkese açık. Burası aynı zamanda turizm bürosu.
CHEZ LES DAMES (HANIMEFENDİLERİN YERİ) Kafe, restoran. Dekorasyon da yemekler de tipik Fransız. Chez Les Dames'ın duvarında ünlü modacı Zuhal Yorgancıoğlu'nun hediye ettiği kocaman bir Coco Chanel afişi duruyor. Üzerinde de şu yazı var; Bir Fransız sokağı ancak Chanel ile efsaneleşir! "
GALERİE D'ART (SANAT GALERİSİ) Yerli ve yabancı sanatçıların eserlerinin sergileneceği çok amaçlı bir salon. Aynı zamanda sanat üzerine konferanslar, seminerler, müzayedeler ve sempozyumlar düzenlenecek.
LA VİE (HAYAT) Restoran, kafe, bar. Girişte yer alan tek salon lobi olarak kullanılmış. Üst katta piyano bar. Yanında gizli bahçe, en üstteki üç bölümlü alan ise Fransız restoranı.
LE CHEVALİER (ATLI) Şarapevi, restoran. Türk ve Fransız şaraplarının sunulduğu ortaçağ görüntüsünde bir şarapevi. Fransız müziğinden örnekler sunuluyor. Aynı zamanda resim sergileri de açılıyor.
LA TERASSE (TERAS) Pastane, kafe, Soft müzik eşliğinde Fransızlar'a özel ekmekler, çörekler sunuluyor. Alkolü kaçıranlar için çorba, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kahvaltı, diyet yapanlar için kalorisi düşük pasta, ekmek çeşitleri mevcut.
LES ZAZOUES Restoran, bar. Mönü ağırlık et ve balık üzerine. 4 katlı restoran barın her katında farklı bir işletme var. En altta Perspective, hemen onun üstünde Cemil Ipekçi'nin Gitane'ı üst katta ise Fransız Sokağı Projesi'nin sahibi Mehmet Tasdiken ve Poyraz Topal'ın işlettiği 'Antique Pomme' yer alıyor.
RESİDENCE (KONUT) Sokağa gelen misafir ve sanatçıların konaklayabileceği bir otel 2 oda, mutfak, banyo ve terastan oluşuyor.
ARKEO Kitap ve hediyelik dükkanı. Türkiye, özellikle de İstanbul ve Beyoğlu ha kkında yazılmış eserler, haritalar satılıyor. Hediyelik eşya, halı, gerçek ve sahte mücevher de bulunuyor.
BELLE DU JOUR (GÜNDÜZ GÜZELİ) Kafe, restoran, bar. Mönü Akdeniz mutfağı ağırlıklı. Fransız caz müziği çalınıyor. Sabah kahvaltı ile gün başlıyor. Öğle ve akşam yemeğiyle devam ediliyor. Terastaki şampanya barda ise ünlü Fransız şampanyalarını bulabilirsiniz. Yemeklerde sızma zeytinyağı kullanılıyor. Deniz mahsûlleri Marsilya usulü hazırlanıp sunuluyor.
CAFE 8 İki katlı. gün kahvaltı servisiyle başlıyor. Öğle ve akşam üstü çay servisiyle devam ediyor. Akşam yemeğinde ağırlık Fransız mutfağında. Resim ve takı sergileri de açılıyor. 80 kişi kapasitesi var.

CAFE DE LA PLACE Paris'te çok sık rastlanan tipik bir sanatçı kafesi. Dekorda eskitilmiş ahşap ağırlıkta. Canlı müzikle birlikte sergiler ve ayrıca muhtelif konularda konferanslar olacak..
CAFE A. MILLE Kafe, restoran, bar. Kafe adını bu binada yaşamış istanbul doğumlu, Fransız asıllı ünlü portre ressamı ve süsleme sanatçısı Albert Mille'den almış. Mönüde Fransız tarzı çorbalar, salatalar, krep ve makarna ağırlıkta.
CHEZ SAKMAN Stüdyo, kafe, bar, restoran. Ünlü müzik adamı Vedat Sakman'ın işlettiği Chez Sakman'ın mönüsü Akdeniz mutfağından. İşletmenin ana konsepti canlı müzik üzerine kurulu.
Maceraperest çocuk tulumları..
Abaeté ‘08 ilkbahar-yaz bayan koleksiyonu

Tuesday, April 15, 2008
Umut Dolu çantalara kulak verin...
Amerika’nın önde gelen aksesuar markalarından Coach, Türkiye’ye gelişini anlamlı bir organizasyon ile kutluyor. 29 Ünlü sanatçıya, satış gelirinin tamamı Bizim Lösemili Çocuklar vakfına bağışlanacak olan çantalar hazırlatan marka, Mayıs ayı içerisinde düzenleyeceği organizasyonla da, bu özel çalışmayı tanıtacak.
Türkiye’den projeye destek veren isimlerin çantaları 2.500 YTL’ye sabit fiyat ile satılırken Brooke Shields, Mandy Moore ve Reed Krakoff’un tasarladığı çantalar ise açık arttırma ile satışa sunulacaklar.
www.umutdolucantalar.com adresinden satışı gerçekleştirilecek olan çantaların tanıtımı için 15 Mayıs 2008’de Esma Sultan’da bir organizasyon düzenlenecek olup, 16 Mayıs- 1 Haziran tarihleri arasında İstinye Park Alışveriş Merkezi’ndeki Coach mağazasında sergilenecek.
Thursday, April 10, 2008
Ayakkabı da son trend… jel ayakkabılar..
Avrupa’nın pek çok ünlü caddelerinde yine pek çok ünlü ismin giymeye başladığı “jelly shoes” olarak geçen jel ayakkabılar, ilk bakışta plastik deniz ayakkabılarını andırsa da, bu yaz pek çok bayanın ayağında göreceğimiz bir model olmaya aday.
Çok yakın tarihte ilk olarak Nişantaşı’nda görmeye başlayacağımız daha sonra da pek çok cadde de yaygınlaşacak olan bu görüntüye hazır olun.
RALPH LAUREN
Friday, March 21, 2008
Patagonia: Not a dream, a reality
Is Patagonia real, virtual, or mythical? Actually, it is the region of South America below Chile and Argentina. Its far most point, Ushuaia, is the tip of the world.
Magellan and Darwin
In 1520, Magellan explored South America and entered the South Sea via the straits later named after him. He named Patagonia after the Spanish word pata, meaning feet, as the natives wore large moccasins. The Pacific Ocean is so-called as it was pacifico (Spanish for calm) after his difficult journey. In 1831, Darwin came here on the Beagle and explored the region for five years. In Patagonia there is the Beagle Canal, the Cordillera Darwin and Fitz Roy Mountain.
You have to fly to Santiago, Chile or Buenos Aires, Argentina to get to Patagonia. We flew to Buenos Aires and then to Trelew, a city established by Welshmen who fled English oppression at the end of the 1700s. From Trelew, take the highway to Puerto Madryn and then explore Peninsula Waldes.
The island of the Little Prince
The Peninsula Waldes is home to seals, sea lions, elephant seals, whales, wild ostriches, Patagonia rabbits (maras), guanacos, llamas, alpacas and penguins. Bird Island to the north partially inspired Antoine de Sainte-Exupery's The Little Prince. Punto Tombo, two hours from Puerto Madryn, is a heaven for Magellan penguins.
The end of the earth
Fly from Trelew to Ushuaia to reach Tierro del Fuego. In Ushuaia, visit the Tierra del Fuego National Park and its museums. Tour Beagle Canal by sea bus, and see sea lions, cormorants and Jules Verne's lighthouse at the end of the world.Fly from Ushuaia to El Calafate. Visit the Perito Moreno Glacier in Glacier Park. Reach Chile's Torres del Paine National Park by a deserted road where you may see 'gauchos' (cowboy-shepherds). The park is home to the Torres and Cuernos of Paine (2600m high odd-shaped pieces of granite), 50-200m high valleys speckled with lakes, four large glaciers, and to 150 varieties of birds and 200 plant varieties.Southern Chile has hundreds of fjords, glacial lakes and islands. Two towns to visit are Puero Natales and Puerto Arenas on the Straits of Magellan. You can fly to Puerto Montt via Santiago and take a fjord tour by boat and visit San Rafael Glacier.
Patagonia Guide
Climate
Varies from north to south. Best at the end of November and February. Summer: 11 °C, Winter 4 °C.
Currency
The Argentine Peso. Official exchange rate 1 ARP=1 USD. Chilean Peso. Official exchange rate 1 USD=610 CLS or CH$. Dollars valid. Change money at "Casa de Cambio". Some credit cards accepted.
Visa
Turkish citizens do not need visas for either country.Phone Codes54 Argentina. 1 Buenos Aires. 56 Chile. 2 Santiago. Turkish GSM mobiles do not work in either country.
How to get there
Fly to Buenos Aires or Santiago via Frankfurt, London (Gatwick), Paris, Barcelona, Rome or Milan and then get a local flight.

Where to stay
Buenos Aires: Hotel Crown Plaza Panamericano: Carlos Pellegrini 551 Buenos Aires Tel: 00 54 11 43 485. Hotel Best Western Embassy Suites: Avenida Cordoba 860 Tel: 00 54 11 43221228. Santiago: Hotel Carrera: Teatinos 180, Santiago. Tel: 00 55 2 698 20 11 Hotel Plaza San Francisco: Avda. Bermardo O'Higgins 816 Santiaso. Tel: 00 56 2 639 38 32 Puerto Madryn: Hotel Peninsula de Valdes: Avda. Julia Roca 155 Tel: 00 54 2965 471292 Ushuaia: Hotel Del Glacier: Av. Luis Fernando Martial 2355 Tel: 00 54 2901 430640 El Calafate: Hotel Los Alamos: Gobernador Mayono 6 Bustillo Tel: 00 54 2902 491145 Torres Del Paine National Park: Hosteria Las Torres: Torres del Paine National Park S/N Tel: 00 56 61 411572. Hosteria Grey Hotel: Lautaro Navarro 1061 Tel: 00 56 61229512.
What to eat
Seafood and potato or corn-based dishes in Chile. Steak in Argentina. Empanada: Popular baked or fried pastry filled with mince (pino), cheese (queso), chicken, onions and sometimes hardboiled eggs. Sopa da Mariscos: Seafood soup. Centolla: King crab. Parrillada: Grilled meat, sometimes skewered, best with offal.
What to drink
Mate: Paraguay tea. Wine: Chilean wines. Pico Sour: Chile's national drink is brandy with lemon and sugar.
Friday, March 14, 2008
New York: Journey to the centre of the earth...

Although Jules Verne's 'Journey to the Centre of the Earth' remains a work of fiction, the nearest you can get to subterranean travel is the New York City subway. With 468 stations and over 1000km of line, this is an underground world in itself. New York is the blueprint of the modern metropolis?a city filled with dreams, desires and drama. New York also invented the concept of the 'underworld'. The subway is not only filled with commuters on their way to and from work, but also with those who were let down by the American dream: the homeless, the beggars, buskers and addicts; the people the 'system' forgot or chose to ignore. The subway is a haven for misfits, and has its own unique history and culture.
On the one hand, the subway is the fastest and cheapest form of transportation. On the other, it is the 'home' of many homeless people. The socio-psychological pressure to be successful in this city is too much for some people to bear. They retreat into themselves, and sometimes under the ground. Their aimless travels on the trains reflect the fact that they have lost their path in life.
Number 7
Every door leads to another world in the subway. If you take the 7, the line starts in Flushing at Chinatown, then heads via the Latin, Greek, Jamaican, Croatian and even newly-forming Turkish neighbourhood in Sunnyside before reaching Times Square. The F train takes you via the touristic Chinatown and the Italian neighbourhood to the Jewish neighbourhood in Brooklyn, as well as to 'Little Odessa', the Russian area. Your journey may well be accompanied by the sounds of busking jazz musicians.

'Rush hour'
As fascinating as 'rush hour' is to tourists, it is the bane New Yorkers' lives. The crush and the crowds are unimaginable. For most New Yorkers, the subway is their only mode of transport. You can get to all the bus and train stations as well as airports via the subway. In a country where the automobile reigns supreme, the New York subway is a rare exception to the rule.
In the last quarter of the last century, some companies chose to leave New York as they found the city uneconomic and full of transportation problems. After September 11, the situation got worse as the subway routes to the city's financial heart were also cut off.
'9/11'
Except for the Civil War and the attack on Pearl Harbour, the US has never had war on its own land. So 9/11 came as a huge shock to the nation. New Yorkers are still suffering from the psychological and economic effects, making the city twice as stressful as it was. It seems likely that the sense of shock and alienation will last a long time. Some even say that the subway seems slower since 9/11.
Saturday, November 10, 2007
Sahibine gülen sempatik bilgisayar!

Wednesday, October 31, 2007
50 Yaş Üzeri İçin Sosyalleşme Sitesi..

İngiltere'de kısa bir süre önce yapılan araştırmaya göre, 50 yaş üzeri insanların 4'te 3'ü uçak biletlerini ve kitaplarını internette satın alıyor ve 3'te 2'si de elektrikli cihaz siparişlerini internet üzerinden geçiyor...
Wednesday, October 24, 2007
Yüksek topuklu ayakkabı bel ağrısı nedeni..

AYVA, PEKÇOK HASTALIĞA ŞİFADIR..

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, ayva yemenin büyük yararları olduğunu belirti.
Meyvesinde pektin, tanen, şeker, organik asit, A ve C vitamini ve mineral tuzlardan bol miktarda bulunduğunu, tohumlarında ise yüzde 14-18 oranında tutkal maddeler, yüzde 16-20 oranında yağ, tanen, renkli maddeler ve yüksek oranda protein, az miktarda amygdalin ve emülsin olduğunu belirten Prof. Dr. Karadeniz, ayvanın kalp, akciğer, boğaz, mide, böbrek, göz, bağırsak, ağız rahatsızlıkları ve adet kanamalarına oldukça faydalı olduğunu dile getirdi.
Prof.Dr. Karadeniz, ayvanın yararlarını şöyle açıklıyor:
"Meyvelerinden hazırlanan şurup ve kompostolar çocuk ishallerine karşı çok etkilidir. Ayva meyveleri kalbe kuvvet verir ve rahatlatır. Kalpteki sıkıntıyı, çarpıntıyı ve ağız kokusunu giderir. Harareti ve ishali keser. Hazımsızlığı giderir, mideyi ve bağırsağı kuvvetlendirir, ince bağırsak iltihabını giderir. Vücudun gelişmesine yardım eder. Ayva damar sertliğine, karaciğer tembelliğine iyi gelir, tansiyonu düşürür, safrayı düzene sokar. Yapraklarının çayı kalp ağrılarına iyi gelmekte, sakinleştirici özelliği bulunmaktadır.
Meyvesinden yapılan reçel, sindirim sistemi rahatsızlıklarında tedavi edici olarak görev üstlenmekte, cinsel arzuyu kuvvetlendirmektedir. Tereyağında pişirilen ayva; nefes yolu hastalıklarına, müzmin öksürüğe, bronşite ve tüberküloz hastalığına iyi gelmektedir. Ayva çiçeği bal ile macun yapılıp yutulursa, baş ağrısını keser. Ayva çiçeği kaynatılıp içilirse, kalp çarpıntısını keser, kalbi kuvvetlendirir, annenin sütünü artırır. Ayva kokusu kalp ve dimağı kuvvetlendirir. Ayva hoşafı yaşlıların ayaklarının tutukluk yapmasını giderir. Ayva varise karşı iyidir, yorgunluğu, bitkinliği giderir."
Ayva hoşafının ağız yaralarına, akciğer veremine iyi geldiğini, gece uyurken ağızdan salya gelmesini önlediğini de belirten Prof.Dr. Karadeniz, şöyle devam ediyor:
"Yaprağı kaynatılıp içilirse ishali keser. Ayva yaprağı kaynatılır, suyu ile gargara yapılır, pişmiş yaprakları ile de lapa yapılıp boğaza konursa boğaz ağrısını ve şişliğini giderir. Burun kanamasını önlemek için buruna ayva suyu çekilmelidir. Ayva suyu aşırı adet kanamasını önler, bağırsak kanamalarını keser, dizanteriye karşı çok faydalıdır. Doğumu kolaylaştırmak için ayva suyu ve ayva çekirdeği kaynatılıp içilmelidir.
Ayva kabuğu veya ayva çekirdeği kaynatılıp içilirse, idrar yolu iltihaplarına iyi gelir. Ayva suyu iştah açar, böbrek ve sidik torbası iltihaplarını iyileştirir. Grip ve nezle olanlar bol bol yemelidirler. Ayva suyu vücudu terletmek için çok etkilidir. Ayva böbrek zafiyetine, mide zafiyetine, karaciğer zafiyetine, mide bulantısına, deniz tutmasına, mide gevşemesi ve mide düşmesine, çok faydalıdır. Pişirilmiş ayva iyi gelir.
Ayva suyu vesveseye ve mide ülserine iyi gelmekte, dimağı kuvvetlendirmektedir. Göz beyazı, göz kapak ve kirpiklerinin iltihaplanmasında ayva yaprağı kaynatılıp soğutulduktan sonra gözler günde birkaç kez yıkanır. Ayva meyvesi üzerindeki tüyler kanayan yere konursa kanamayı durdurur. Beyaz akıntıya karşı ayva yaprağı kaynatılıp aç karnına içilmeli ve haricen yıkanılmalıdır. Ağız içi yaraları ve boğaz iltihapları için kurutulmuş ayvanın suda bekletilmesi ile elde edilen şurup gargara olarak kullanılırsa şifa verir"
Friday, July 27, 2007
Saç Bakımı

Evde saç boyama sanatı
Her kadın aynaya baktığında kendinde bir değişiklik görmek ister. Bunun da en kolay yolu saç rengini değiştirmektir.
Ancak çalışan kadınlar için kuaförde zaman harcamak, bir başka zamandan çalmak anlamına geldiği için çoğu kez böylesi değişiklikler arka plana atılır. Bu nedenle artık her gün daha fazla kadın gerek zamandan ve paradan tasarruf etmek, gerekse sadece denemek amacıyla saçını evde boyamayı tercih ediyor. Siz de markette dolaşırken saç boyası reyonunda takılıp bir türlü karar veremeyenlerdenseniz, işte size mükemmel sonuçlar elde etmenin püf noktaları!
Seçiminizi iyi yapın
Daha önce hiç kalıcı boya denemediyseniz önce geçici bir boya seçmeniz iyi olacaktır. Böylece beğenmediğiniz bir sonuç aldığınızda geri dönmeniz kolaylaşır. Teninize uyacak ve doğal saç renginizden iki ya da üç ton koyu olacak bir renk seçin. Beyazlık ya da grilikleri de dikkate alırsanız, birkaç ton koyuluk iyi bir kapatma görevi görecektir. Aksi takdirde bu bölgelerde ilginç turunculuklarınız olabilir.
Kendinizi hazır hissettiğiniz anda adım adım uygulamaya geçebilirsiniz:
1- Saçlarınızın durumunu değerlendirin
Saçınızı boyamadan önce, ne halde olduklarını kontrol edin. Saçınız ne kadar sağlıklı olursa, alacağınız sonuç da o kadar iyi olacaktır. Bu nedenle boyama işlemini gerçekleştirmeden önceki hafta, saçınıza birkaç kez bakım yapın. İçinde, saçları güçlendiren B vitamini, pantenol, E vitamini, avokado veya Hindistan cevizi yağı gibi nemlendirici maddeler bulunduran ürünleri deneyin. Eğer saçlarınız çok kuru ve yıpranmışsa ve kırıklar varsa, o zaman saçı boyamak pek iyi bir fikir olmayabilir. Saçlarınızı biraz kestirip, bir süre bakım uygulamak ve boyayı sonraya bırakmak daha iyi olacaktır. Saçlarınızı boyadıktan sonra da ayda iki kez bakım yapmaya devam edin.
2- Doğru rengi seçin
Başarının anahtarı doğru rengi seçmektir. Parlak gün ışığında doğal saç renginize iyice bakın. Daha sonra gözlerinize ve cilt renginize uyan, bunları tamamlayan bir renk seçin. Örneğin; eğer cildiniz sarımsı veya buğday tonlarındaysa o zaman kırmızı, kestane rengi, bakır veya kızıl - kahve tonlarını tercih edebilirsiniz. Cildiniz beyaz veya kırmızıysa, o zaman küllü renkleri ve bej tonlarını deneyin.
3- Bir yöntem belirleyin
Profesyoneller, yarı kalıcı veya yıkanınca çıkan boyalarla başlamayı öneriyor. Bunlar daha hafif ürünlerdir ve genelde 28 yıkamaya kadar dayanırlar. Kalıcı boya istiyorsanız, damlamayan formülleri tercih edebilirsiniz. Ayrıca kurumuş olan uçlar için, boya öncesi bakım paketi olanları tercih edebilirsiniz. Boyamaya başlamadan önce, kutu üzerindeki talimatları mutlaka okuyun. Böylece uygulamanız daha kolay olur ve alerji olasılığını da düşürebilirsiniz.
4- Rengi korumak için
Saçınızı boyayıp şekil verdikten sonra, elde ettiğiniz rengi korumak isteyeceksiniz. Saç renginizi uzun süre muhafaza etmek için güneş ve klordan uzak durun, saç kurutma makinesi, fön ve maşa gibi sıcaklığı çok yayan aletleri fazla kullanmaktan kaçının. Bunlar hem rengin atmasına hem de saçın yıpranmasına neden olurlar. Saçınızı parlak ve nemli tutmak için, özellikle boyalı saçlar için üretilmiş şampuan, saç kremi ve bakım ürünlerini uygulayın.
Bunlara dikkat:
Başlamadan önce mutlaka kullanım kılavuzunu iyice okuyun.
Boyamaya başlamadan önce bütün gereçlerin tam olduğundan emin olun.
Eski bir gömlek giyin ve eski bir havlu kullanın.
Saçınızın etrafındaki cildin lekelenmemesi için biraz vazelin sürün, ancak saça bulaştırmamaya dikkat edin.
Boya sürerken mutlaka eldiven kullanın.
Saçları bölerken ve boyayı dağıtırken geniş ağızlı bir tarak kullanın.
Cilde bulaşan boyayı ıslak mendil, şampuanlı veya cilt temizleyicili pamuk ile silin.
Rengin tutması için saati ayarlayın.
Bunlardan kaçının:
Saçınız açık kahverengiden daha koyuysa renk açıcı ya da sarartıcı maddeler kullanmayın. Aksi takdirde saçınız turuncu olur.
Cereyan yapan bir yerde ya da ateş yakınında oturmayın. Bu uygulama sürecini ve sonucu etkileyebilir.
Bekleme sırasında telefonla konuşmayın, aksi takdirde zamanın nasıl geçtiğini farketmeyebilirsiniz.
Saç boyalarının özellikleri
Doğal boyalar (bitkisel boyalar) saç telinin içine nüfuz etmez ve beyaz saçı tam olarak kapatamaz. Ancak saça bir ışıltı ve dolgunluk kazandırır. Dolayısıyla saça bakım yapmaları nedeniyle avantajlıdır. Eğer saçınızı boyamak değil de sadece kuvvetlendirmek istiyorsanız, nötr kına uygulayabilirsiniz.
Doğal boyaların özelliği; sentez ile elde edilmiş boyalarınkine oranla çok daha ufak olan molekülleridir. Bu özellik onların saç telinin tümüne ve özellikle saç telini oluşturan kabuğa nüfuz etmelerini sağlar. Böylece direkt boyaların yaptığı gibi saç renginin geneliyle bütünleşirler.
Doğal boyalar şampuanlamayla yok olur. Düzenli olarak kullanılırsa yoğunlukları artar. Çünkü saçta halen var olan boyanın üzerine tutunurlar. Böylece doğal boyalar, saçın genel bütünlüğünü bozmadan saç renginin sabit tutulabilmesi açısından yararlıdır.
Kimyasal boyalara oranla daha uzun bir bekleme süresiyle uygulanmalıdırlar. Bu süre genellikle bir saat olmasına rağmen, her şey saçınızın doğal rengi ve kalitesine bağlı olarak dikkatle uygulanmalıdır. Örneğin açık renk saçta 'havuç turuncusu' gibi bir sonuç istemiyorsanız, uygulama süresi kısa tutulmalıdır.
Doğal boyayla boyanmış bir saça kimyasal boya uygulandığında, kutuda belirtilen süreden daha uzun bir uygulama süresine ihtiyaç vardır. Kimyasal bazlı boyanın kuvvetlenen saça nüfuz etmesi ve bunu aşması daha uzun sürer. Beklenen neticeyi almak bazen birkaç denemeyle mümkün olur.
Monday, July 23, 2007
Cilt Bakımı

Cildinize Kivi Tzaeliği..
Bilmem kivi sever misiniz? Bu tropikal meyve birkaç yıl öncesine kadar sadece bazı manavlarda satılıyordu. Artık pazarlarda, marketlerde rahatça bulunuyor.
Kivi çok özel bir meyve. Tüm meyvelerde olduğu gibi onun da içinde asitler ve birçoğundan fazla C vitamini var. Kivinin bir başka özelliği de sindiriminin çok kolay olması. Genelde yemekten hemen sonra meyve, mideyi şişirir ve yediklerimizin yağa dönüşmesini kolaylaştırır. Bu konuda istisna olan iki meyve vardır, biri çilek diğeri de bugün konumuz olan kivi. Asitler cildinizi yeniler: Meyve asitleri cildimizin yüzeyindeki ölü deri tabakasını hafifçe soyarlar. Yani "peeling" yaparlar. Böylece cildin rengi canlanır, yumuşar ve hafif lekeler, siyah noktalar azalır. Ölü deri atıldığı için cilt yenilenir, kolajen sentezi canlanır, içten dışa doğru dolgunluğu ve esnekliği artar. Meyve asitlerinde mikrop üremesi zordur. Tümünün anti bakteriyel özelliği vardır. Bu nedenle sivilcelere de çok iyi gelirler.
Vitaminler besler
C vitamini bakımından en zengin meyvelerden biri kividir. C Vitamini ise kolajenin en iyi besinlerinden biridir. Ayrıca kivi, bir miktar B vitamini ve zengin minerallerle doludur. Örneğin kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi. Tümü de cildimize yararlıdır.
Kivi maskeleri
Sizin için hazırlanması en basit olan maskelerden birkaç örnek vereceğim. Esasında harika kivi kremleri de yapılabilir ama onlar biraz daha fazla malzeme ve özen isterler. Aşağıdaki yöntemleri ise kolayca uygulayabilirsiniz. Hangisini seçerseniz seçin, ardından yüzünüzü ılık ve soğuk suyla dönüşümlü olarak çalkalayıp, yumuşak bir havluyla ovalamadan kurulayın. Sonra nemlendiricinizi sürün.
Dilimlenmiş kivi halkaları
Fazla olgunlaşmamış bir kivinin kabuklarını bir zar gibi soyun, sonra keskin bir bıçakla, mümkün olduğu kadar ince dilimlere ayırın. Ardından rahatça uzanıp, hatta bir de müzik eşliğinde bu halkaları yüzünüze yerleştirin. Cilt tipinize bağlı olarak 5-15 dakika kadar bu şekilde dinlenin.
Kivi suyu ile kompres
Kiviyi önce presle veya blender ile sıvı hale getirin. Sonra steril bir sargı bezini hazırladığınız kivi suyuna batırarak, yüzünüze kompres yapın. Bu işlemi 10 dakika kadar sürdürebilirsiniz.
Kivi suyu + kil
Kivi suyuna bir miktar kil ilave edip, temiz ve küçük bir tahta kaşıkla krem kıvamına getirin. Bu karışımı maske şeklinde yüzünüze sürün. Sırt üstü uzanıp veya koltuğa yaslanıp 10 dakika dinlenin. Bu maske özellikle yağlı ve sivilceli ciltler için çok yararlıdır.
Her cilt özeldir
Herkesin cildinin kendine has özellikleri vardır. Örneğin vitamin ve mineralleri emebilme kapasitesi aynı değildir. Kalın ve yağlı ciltlerde emilim daha zordur ve ölü tabakalar daha fazladır. Bu nedenle daha güçlü ürünlere ihtiyaç duyarlar. Kişinin yaşı da önemlidir. Zamanla cildin emme gücü azalır. Dolayısıyla ya daha güçlü ürünler seçmek ya da kullanma sıklığını artırmak gerekir.
Kalın ve yağlı cilt
Cildiniz kalın ve yağlı ise, kivi maskeleri sizin için idealdir. Cildinizdeki gözenekleri sıkıştırır ve yağlanmayı dengeler. Mümkünse olgunlaşmamış kivi kullanmaya çalışın. Haftada iki kere 15 dakikalık maske uygulayabilirsiniz. Eğer sivilceleriniz varsa, killi maskeyi tercih edin.
Yağlı ve ince ciltler
Bu tip ciltler kadınlara özgüdür. Erkeklerin cildi genelde daha yağlı ve kalındır. Ne yazık ki ince ciltler kolayca sarkabilir. Kivi maskesi bu tip cilt için çok uygundur. Bol miktarda C vitamini sayesinde kolajen sentezi artar ve cilt gerilir. Haftada 2 kez 5'er dakikalık maskeler sizin için yeterlidir.
İnce ve kuru cilt
En hassas cilt tipidir. Şevkat ve bakıma ihtiyacı çoktur. Kivinin özellikle kabuk kısmındaki C vitamini bu tip ciltlerin yenilenmesine yardımcı olur. Haftada iki kez uygulayabilirsiniz. Cildin tahriş olmaması için maskeyi 5 dakikadan fazla tutmayın.
Normal cilt
Kivi maskesi bu tip ciltleri daha da berraklaştırır ve rengini açar. Maske için önereceğim sıklık ve süre, haftada 2 kez, 10 dakikadır.
Saturday, July 14, 2007
Monday, July 2, 2007
Bira ve şaraptan elektrik elde edildi

Avustralyalı bilim insanları yeni bir buluşa imza attı. Queensland Üniversitesi’nden bilimadamları, şarap ve bira atığını tekrar işleyerek elektrik üretiminde kullanılan suya dönüştürmeyi başardı.
Yeni yöntemle bilim insanları bira atıklarını yaktıktan sonra organik maddedeki kimyasal enerjiyi serbest bırakarak elektriğe dönüştürüyor.
Laboratuvar testlerinin başarılı olması üzerine bilim insanları, ülkenin en büyük bira fabrikasının hemen yanında kimyasal bir reaktör inşasına başladı.
Keşfedilen yöntemle bu santralden büyük bir haneyi aydınlatacak kadar elektrik üretiminin elde edilmesi planlanıyor.
Eğer başarı sağlanırsa, bu teknolojinin yayılarak diğer bira ve şarap fabrikalarıyla gıda bağlantılı tesislerde de kullanılması planlanıyor.
Bilim insanlarına göre bir bira fabrikasının tüm atığını değerlendirebilecek bir kimyasal reaktör, 2 bin haneye yetecek kadar elektrik üretebilir. Hatta bira ve şarap atığının sadece elektriğe değil, gaz enerjisine de dönüştürülebileceği belirtiliyor.
Bilim insanları ayrıca, sürecin sonunda elde edilen suyun da içilebileceğini söylüyor. Bu yeni yöntem, kuraklık nedeniyle suyun artık çok daha değerli ve pahalı olduğu Avustralya’da bira ve şarap üreticilerine de cazip geliyor.
Güneş yanığına karşı yeşil çay

Saturday, June 30, 2007
Organ naklinde embriyona gerek bırakmayan yeni yöntem..

Japon araştırmacılar, her türlü kişisel dokuların oluşturulmasının mümkün olduğunu gösterdi. Kişiselleştirilmiş kök hücrelerin yaratılması yönündeki son gelişmelerin, etik sorunları da aşabileceği belirtilmekte.
Söz konusu yöntem klonlamaya, yumurta bağışına, ya da embriyonlara zarar verilmesine gerek bırakmadan her türde kişisel dokuların oluşturulmasına olanak tanıyor. Kök hücre teknolojisinde fareler üzerinde gerçekleştirilen gelişmelerin insanlar için de geçerli olması durumunda bu alana ket vuran etik tartışmaların da son bulacağına inanılıyor.
Kyoto Üniversitesi’nden Shinya Yamanaka ve Kazutoshi Takahashi fareleri embriyon hücrelerinde bulunan ancak erişkinlerde olmayan dört iletici kimyasala maruz tutarak bu canlıların deri hücrelerinden embriyonik kök hücre işlevini gören hücreler (ESC’ler) elde ettiler.
Araştırmacılar fare embriyonlarındaki farklılaştırılmış hücrelerden de ESC’ler üretmeyi başarsalar da, embriyonlarla ilgili etik tartışmalara son vermesi açısından, deri hücrelerinden elde edilen hücreler çok daha önemli bir yer tutuyor.
Nasıl yapıldı?
Etik açıdan sorunsuz, kişiselleştirilmiş bir sağaltım yöntemi kök hücre araştırmalarında çoktandır düşlenen bir durumu gerçeğe dönüştürebilir. Bu yöntemle elde edilecek yedek dokular organ bağışında yaşanan açığı bir çırpıda giderebilir.
Bu dokular genetik açıdan alıcınınkiyle özdeş olacağından, hastalar kendilerine bağışlanan organların aktarılmasından sonra yaşamları boyunca bağışıklık sistemini dengede tutacak ilaçlar alma külfetinden kurtulabilirler.
Yamanaka ile Takahashi, deri hücrelerinden embriyonik kök hücreler elde etmek için önce farelerin ESC’lerinde bir hayli etkin olup, erişkinlerde etkin olmayan 24 genin izini sürdüler.
Ardından bu genlerden oluşan bileşimleri virüslerdeki deri hücrelerine aktardılar. Bu aşamada kimi deri hücrelerinin görünürde ESC’lere dönüştüklerine, bu süreçte özellikle de Oct3/4, Sox2, Myc ve Klf4 adıyla bilinen dört genin can alıcı bir rol oynadığına tanık oldular.
İnsan hücreleri
Söz konusu dört gen deri hücrelerinin gelişim sürecini yeniden devinime geçiren kimyasal unsurların meydana gelmesinde etkili oluyor. Sonuçta ortaya çıkan ESC benzeri hücrelere ikna edilmiş çok-işlevli, ya da pluripotent hücreler (iPC’ler) adı veriliyor.
Yamanaka ve Takahashi bu hücreleri bağışıklık sisteminden yoksun farelere aktarmak suretiyle hücrelerin bedendeki herhangi bir dokuya dönüşebileceğini kanıtladılar. Burada asıl sorun bu dört kimyasalın erişkin insan hücrelerinde de aynı etkiyi yaratıp yaratmayacağı.
Londra University College uzmanlarından Chris Mason yöntemin insanlar için de geçerli olması durumunda, böylesine bir süreçle gerçek bir sağaltımın gerektireceği sayıda hücre elde etmenin son derece basit olacağına dikkat çekiyor.
Önemli bir adım
Öte yandan, Yamanaka elde ettikleri bulguların doğrudan erişkinlerin hücrelerinden pluripotent hücrelerin elde edilmesine olanak tanıması açısından çok önemli bir adım olduğuna parmak basarak,"İnsan embriyonik hücreleri Parkinson gibi bir yığın hastalığın sağaltımında kullanılabilir," diyor.
Hastanın hücrelerine gen yüklerken virüslerden yararlanmanın beraberinde geireceği bir başka önemli sorun daha var: Acaba virüs bu hücrelerin içinde bir hastaya aktarıldığında da herhangi bir zararlı etki yaratmayacak mı?
Dahası, c-Myc geninin üretimi kanserin gelişmesiyle ilintili olduğundan, bizzat Yamanaka aktarılan hücrelerin yoldan çıkarak kansere yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
New Scientist, 7 Ekim tarihli sayıdaki haberde şu noktaya dikkat çekiliyor: Ne var ki, tümden ele alındığında, kök hücre araştırmacıları elde edilen bulguların son derece ümit verici olduğu görüşünde birleşiyorlar..
ATATÜRK'ÜN RİCASI
Ey milletim, Ben Mustafa Kemal'im... Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim, Hala en hakiki mürşit, değilse ilim, Kurusun damağım dili...
-
Çok değil, 10 yıl öncesine kadar doğru düzgün elektriği ve suyu bile olmayan, üzerine ölü toprağı serpilmiş bir balıkçı kasabası olan Girne,...
-
Ruins of structures covered with the millennia of vegetation are scattered over a wide area, Olympos is situated at the foot of a mountain w...
-
Severek ve isteyerek yayınına başladığım, o yıllardaki öngörüm ve hislerimle karman çorman paylaşımlarıma şöyle bir baktım.. Ne çok eğlenmiş...





















